Kuzey Kutbu’nun soğuk ve izole atmosferinde, yaklaşık iki asırdır merakla beklenen bir trajedi, genetik bilimlerin sunduğu imkanlarla gün yüzüne çıkarılıyor. 1845 yılında Kuzeybatı Geçidi’ni keşfetmek üzere yola çıkan Sir John Franklin ve ekibi, beyaz karanlıkta kaybolmuştu. Ancak, günümüzde yapılan DNA analizleri sayesinde, bu kaybolan denizcilerin akrabalarının genetik örnekleriyle kimlikleri tespit ediliyor.
Bilim insanları, HMS Terror ve HMS Erebus gemilerinde yaşamını yitiren dört denizcinin kimliğini kesinleştirmeyi başardı. Bu gelişme, Kraliçe Viktorya döneminden beri süregelen en büyük İngiliz tarih gizemlerinden birinin örtüsünü biraz daha kaldırıyor. Kayıp denizcilerin hikayesi, dönemin en gelişmiş teknoloji ve imkanlarıyla donatılan 134 kişilik mürettebatın, 1846 yılında King William Adası açıklarında buzullara hapsolmasının ardından trajedinin nasıl geliştiğini gözler önüne seriyor.
Sir John Franklin’ın ölümünün ardından, gemiciler karaya ulaşmaya çalışırken dondurucu soğuk ve açlıkla mücadele etti. O dönemde bölgedeki İnuit halkının “beyaz adamlar çaresizlikten birbirini yedi” şeklindeki anlatımları Londra’da büyük yankı uyandırsa da, günümüzde yapılan detaylı laboratuvar incelemeleri bu trajik olayları genetik kanıtlarla destekliyor.
Araştırmalar, Waterloo Üniversitesi’nden bir grup antropolog tarafından yürütülüyor. Sonuçlar arasında en dikkat çekici olanı, 1859 yılında bulunan ve şiirler ile denizcilik notları ile dolu bir cesede ilişkin yapılan DNA analizleri. Uzun yıllar boyunca bu cesedin kime ait olduğu tartışma konusu olmuştu. Ancak yapılan son analizler, bu kalıntıların gerçekten üst güverte reisi Harry Peglar’a ait olduğunu ortaya koydu. Peglar’ın cesedi, gemisinden 130 kilometre uzakta bulunmuştu.
Ayrıca William Orren, David Young ve John Bridgens isimli denizcilerin kimlikleri de tespit edildi. Özellikle John Bridgens’in kimliği, bir aile bağının yeniden kurulmasına vesile oldu. BBC gazetecisi Rich Preston’ın soy ağacı araştırması sırasında verdiği DNA örneği, bu denizciyle tam eşleşme sağladı. Böylece, yüzyıllar önce kaybolan bir isim, yaşayan bir torunuyla yeniden bağlantı kurdu.
Waterloo Üniversitesi’nden Dr. Douglas Stenton, bu bulguların yaşayan torunlar için yalnızca bir veri değil, atalarının son anlarına dair duygusal bir yanıt olduğunu vurguluyor. Bugüne kadar kimliği belirlenen denizci sayısı altıya çıkarken, hala isimsiz birçok naaş için çalışmalar sürüyor. Bilim dünyası, Franklin seferi mürettebatıyla akrabalık bağı olduğu düşünülen herkesin DNA örneği vermesini teşvik ediyor.