Kent Uzlaşısı’ndan tutuklanan Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Ebru Özdemir: Barıştan söz ederken birlikte yaşamı seçenleri yargılamak sürecin ruhuna uygun değil

kent uzlasisindan tutuklanan sisli belediye baskan yardimcisi ebru ozdemir baristan soz ederken birlikte yasami secenleri yargilamak surecin ruhuna uygun degil J2NMh4LE.jpg

“`html

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne Yönelik Gelişmeler ve Ebru Özdemir’in Değerlendirmeleri

İBB’ye düzenlenen operasyonlar kapsamında tutuklanan Şişli Belediyesi Başkan Yardımcısı Ebru Özdemir, Kent Uzlaşısı’nın kriminalleştiğini belirtti ve Terörsüz Türkiye perspektifinde değerlendirmelerde bulundu. Özdemir, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli‘nin “Barış tek kanatlı bir kuş değildir.” ifadesini anımsatarak; “Bir yandan ‘barış’tan bahsedilirken, diğer yandan birlikte yaşamı seçen insanları yargılamak, yürütülen sürecin ruhuna aykırıdır. Süreci yönetenler bu kuşu uçurmaya dair bir kararlılık gösterse de, kuş hâlâ kafeste tutulmakta ve ikinci kanadı kırma tehditleri zaman zaman gündeme gelmektedir.” dedi.

Özdemir, tutuklu olan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ile yalnızca görüşme sırasında karşılaştıklarını belirtiyor; ancak bu selamlaşmanın ötesine geçemediklerini ifade ederek; “Bazen bir bakış bile, burada ‘yalnız değilsin’ demenin en basit yolu olabiliyor. Bazen de avukat görüşmeleri sırasında sevgili Osman Kavala ya da Bekir Kaya ile karşılaşıyorum. Onları dimdik görmek bana büyük bir moral kaynağı oluyor.” şeklinde konuştu.

19 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyonlar, CHP’li ilçe belediyelerine de yayılmaya başladı. CHP’li Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ve yanında bulunan belediye personeli, Kent Uzlaşısı bahanesiyle ‘terör örgütüne yardım etmek’ suçlamasıyla tutuklandılar. Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Ebru Özdemir ise 19 Mart sabahı evinde bulunamayarak, bazı basın organları tarafından ‘firari’ ilan edildi. İstanbul Sulh Ceza Hakimliği, Özdemir hakkında yakalama kararı çıkardı. 28 Mart’ta gönüllü olarak ifade vermeye giden Özdemir, tutuklandı.

Yedi aydır tutuklu bulunan Özdemir, Silivri 9 No’lu cezaevinden T24’ün sorularını yanıtladı.

Kent Uzlaşısı kapsamındaki tutuklanmanızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu süreçle ilgili neler söylemek istersiniz?

Belediye başkanları, başkan yardımcıları, belediye meclis üyeleri gibi birçok siyasetçi ve sivil toplum temsilcisinin yargılandığı Kent Uzlaşısı soruşturmaları, Türkiye’deki hukuk ve siyaset ilişkisini anlamak açısından önemli bir konu. Henüz benim yargılandığım soruşturmanın iddianamesi hazırlanmadı, ancak daha önce benzer konularda hazırlanan iddianamelerde ‘Kürtlerin batıda belediye kazanmasalar da desteklenmesi sonucunda yerel yönetimlerde yer almalarının amaçlandığı’ gibi ifadeler yer almakta. Bu durum, konunun hukuki değil, siyasi bir çerçeveye oturtulduğunu gösteriyor.

“Kürtlerin demokratik temsil hakları suç gibi tarif ediliyor”

Dışlayıcı bir dil kullanılarak, Kürtlerin demokratik temsil haklarının adeta suç olarak tanımlandığı bir ortamda bulunmak, son derece üzücü. CHP’nin ‘Türkiye İttifakı’, DEM Parti’nin ise ‘Kent Uzlaşısı’ adı altında yürüttüğü seçim işbirliği süreci, kriminalize edilerek mahkum edilmeye çalışılıyor. Oysa Türkiye’de, 2017’deki rejim değişikliğinden sonra, seçimler zaten ittifaklar üzerinden yürütülmekte. Seçime katılma hakkı olan her siyasi parti doğal olarak ittifak yapabilir. AK Parti, MHP, BBP gibi partiler arasındaki işbirlikleri nasıl normalse, ‘Kent Uzlaşısı’, ‘Türkiye İttifakı’ veya ‘İstanbul İttifakı’ gibi durumlar da aynı mantığın parçasıdır. Öte yandan, ‘kent’ ve ‘uzlaşı’ gibi çağdaş anlayışların suç haline getirilmesi, halkın yönetimdeki katılımını ve temsili ortadan kaldırmaya yönelik bir çabadır.

Kent Uzlaşısı olarak tutuklandınız ancak şu anda çözüm süreci devam etmekte. Bu süreçle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Cevap vermeden önce belirtmeliyim ki Türkiye, büyük siyasal, sosyal ve ekonomik krizlerle yüzleştiği bir dönemde, Kürt meselesinin barışçıl çözümü için atılan adımlar oldukça önemli ve tarihi bir değere sahip. “Kent Uzlaşısı”nın yargılama konusu yapılmaması gerektiğini düşünüyorum; çünkü seçim işbirlikleri herhangi bir taraf için suçlanmamalıdır.

Ekim 2024’te Çözüm Süreci tekrar gündeme geldiğinde, neredeyse aynı tarihlerde ‘Kent Uzlaşısı’ soruşturmalarının ilk aşamaları başladı. Bir tarafta 200 yıldan beri süregelen Kürt meselesini çözmeye yönelik girişimler bulunurken, diğer tarafta 2024 yerel seçimleriyle ilgili durumların suçlama konusu yapılması, en azından çelişkili bir durum. Bir yandan ‘barış’tan bahsedilirken, diğer yandan birlikte yaşamı benimsemiş insanları yargılamak, yürütülen sürecin ruhuna aykırıdır. Barış arayışının gerçek niyeti, bu değerle uyum içerisinde hareket edebilmekle belirlenir.

Böyle tarihi bir sürecin, kişisel, partisel ya da hükümet çıkarlarından bağımsız olarak ele alınması gerektiğine inanıyorum; zira bu süreçte olumlu bir diyalog ve katılım sağlanmalı, kalıcı bir barış tesis edilmelidir.

‘Kent Uzlaşısı’ soruşturması sonrasında yedi aydır tutukluyum. Barış arayışının sürdüğü bir dönemde dört duvar arasında yaşamak zorlayıcı, ancak bu meseleleri kişisel bir yaklaşımla değerlendirmemek gerekiyor.

Toplumsal barışa nasıl katkı sunabilirim sorusuyla hayatımı yönlendiren biri olarak, bu çabalara dışarıdan destek olamamak beni üzüyor. Olan biteni sınırlı kaynaklarla takip edebiliyorum ama umutsuz değilim. Dünya genelindeki çatışma çözüm süreçlerini inceledim ve bu tür süreçlerin zorluklarını yakından biliyorum.

Türkiye’deki çatışma çözümü konuları az gündeme gelir. Ancak dünya genelindeki örneklerle benzerlikler taşımakta. Geçmişte yaşanan çatışma çözümleri önemli dersler içermekte. Türkiye’de uygulanan model özgün ilerlemeler gösteriyor; bu süreçte silahların bırakılması ve tasfiye gibi aşamalara hızla geçilmesi şart. Eş zamanlı ilerleyen süreçler, sağlıklı bir gelişim için hayati öneme sahiptir.

Bahçeli’nin Sözü ve Çözüm Sürecine Dair İfadeler

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Barış tek kanatlı bir kuş değildir” metaforu, sürecin tanımlanmasında önemli bir ifade. Sürecin yöneticileri, bu kuşu uçurmak konusunda kararlı görünse de, hâlâ kafeste tutulmakta. Her ne kadar zaman zaman aksaklıklar yaşansa da, kararlılık doğrultusunda başarıya ulaşılacağına inanıyorum. Sürecin negatif barış çerçevesinden pozitivite yönelmesine ihtiyaç var.

Cezaevi hayatınız nasıl geçiyor? Umut kaynağınız neler? Dış dünyayla bağlantınız nasıl, tutuklu arkadaşlarınızla iletişim kurabiliyor musunuz?

Fiziksel olarak kısıtlı bir ortamda olsam da, zihinsel olarak özgürlüğümü korumaya çalışıyorum. Yedi aydır yalnız bir hücrede yaşam sürmek zor; ancak kendimle baş başa kalmayı ve iç sesimi duymayı öğreniyorum. Zamanı yönetmek ve bir düzen oluşturmak benim için önem taşıyor.

Emrah Başkan ve diğer tutuklu arkadaşlarımla yalnızca görüş günlerinde bir araya gelebiliyorum. Bu tür selamlaşmalar bile çok şey ifade ediyor; bir bakışın bile ‘yalnız değilsin’ demesi mümkün burada.

“Direncin Yayılma Gücü”

Bazen avukat görüşmelerinde sevgili Osman Kavala veya Bekir Kaya ile karşılaşıyorum. Onları dimdik görmek, bana büyük bir moral veriyor. Direnç gerçekten bulaşıcıdır; bir kişiden aldığınız umut, bir diğerine güç verir. Dışarıdan gelen mesajlar ve ziyaretler, direncimi artırıyor ve bazen bir kelime, bütün bir günü daha iyi geçirmeni sağlıyor.

Özgürlük ve Türkiye’deki Suskunluk Dönemi Hakkında Düşünceleriniz

Özgürlük, insanlık tarihinin en derin meselelerinden biridir. İçinde bulunduğumuz baskı döneminde, özgürlüğün tanımı değişse de varoluşun merkezinde bulunur. Cezaevinde olmamı bir kayıp değil, yaşadığımız dönemin ruhunu anlama deneyimi olarak değerlendiriyorum. Türkiye’deki bu sessizlik siyaseti ancak bir direnişle karşılık bulur.

Toplumun Duyarlılık Düzeyi

Türkiye’deki sessizlik, apartheid dönemlerindeki mutlak edilgenlik şekli değildir; toplumun tepki refleksleri hâlâ güçlü. Kendimi yalnız hissetmiyorum; burada direnişin pek çok biçimini görüyorum. Ancak cezaevinde geçirdiğim süreçte, kadınların görünmezliği üzerine düşünmek zorunda kaldım. Kadınlar hem içeride hem dışarıda sıklıkla sessizleştiriliyor, hikayeleri duyulmuyor.

Silivri 9 no’lu cezaevinde bulunuyorum ve başka kadın tutuklular yok. Dolayısıyla hangi kadınların tutulduğunu veya ne yaptıklarını bilmiyorum. İzlediğim haber programları, tartışmalarda kadın seslerinin susturulmuş olduğunu gösteriyor. Bu yüzden, sizin gibi röportajlar yapmak, bu görünmezliği kırmak anlamında önemli.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği her mücadelede yeniden üretildiği için, her adalet arayışı aynı zamanda görünür olma mücadelesidir. Cinsiyet eşitsizliklerini görmek ve unutmamak, hepimizin sorumluluğudur.

Marquez’in Romanından Yola Çıkarak

Gabriel Garcia Marquez’in ‘Kırmızı Pazartesi’si, baskıcı düzenlerin ruh halini nasıl etkileyeceğini gösteren bir metafor. Bugün herkes siyasi cinayetlerin nasıl işlendiğini görüyor ancak o hikayedeki gibi makus sona razı olmayacağız. Ben o karanlık günlerde bile umut arayışının olduğunu biliyorum. Umut, cesur davranışlarda gizlidir.

Dayanışmanın Rolü ve Umut

Umut, günlük yaşam içinde verilen küçük ahlaki kararlarla var olur; haksızlık karşısında sessiz kalmamak, korkuya rağmen dayanışmak… Bu nedenle, karanlığın adlandırılması ve yanlış olanı dile getirilmesi önemlidir. Umut, baskı dönemlerinde asla ortadan kaybolmayacak olan bir şeydir; bu ülkenin içinde yıllarca taşıdığı bir sevgi ve direniş sembolüdür.

“`

Bu yeniden yazım, haberin özgünlüğünü koruyarak SEO dostu ve okuyucu ile etkileşim odaklı hale getirildi. Anahtar kelimeler akılcı bir şekilde yerleştirildi ve metin doğal bir dille oluşturuldu.